Posts

Showing posts from 2020

Kaplanı Uyandırmak-Travmayı İyileştirmek Peter A. Levine

Image
            Kaplanı Uyandırmak, Peter Levine tarafından yazılmış travma hakkında yol gösterici nitelikte bir kitaptır. Beden-zihin ve duyusal algımız arasındaki önemli bağı anlatan bu kitapta, travmanın hem çocuk hem de yetişkinlerin hayatını nasıl etkilediği ve travmadan kurtulmanın yolları anlatılmaktadır. Öncelikle anılarımızı unutmayız. Onlar bizimle birlikte yaşarlar. Bugünümüzü, geleceğimizi belirleyen anılarımızdır. Yani bu bakış açısına göre travmayı unutmak da mümkün değildir sadece onun üzerimizdeki etkisini azaltarak eski spontanite ve doğallığa yani mutluluğumuza kavuşmak mümkündür. Psikoloji derslerinde üstüne basa basa anlatılan iki tepki vardır savaş ve kaç. Fakat bundan başka bir tepki daha vardır o da donma tepkisi. Donma tepkisi travmaya yol açabilecek bir tepkidir. Kaza geçirdiğimizde bir anlığına da olsa donarız, çünkü zihnimiz aşırı uyarılmıştır. Bu aşırı uyarılma anında tepki vermek mümkün olmadığından zihnimiz error vermekte ve ...

Gelişen Dünyada Değişime Açık Olmak

Özellikle gelişen teknolojiyle ve sınırların bulanıklaşmasıyla (globalleşme) artık insanlar içinde bulundukları şehrin hatta ülkenin dışına çıkarak yeni deneyimler edinme şansına sahip olabiliyor. Geçen gün katıldığım birincisi düzenlenen Psychology Talks etkinliğinde konuşan Prof. Doktor Bilgin Saydam’ın tespiti beni çok etkiledi: Sistemin dışına çıkmadan, sistem hakkında doğru bir yargıya varmak mümkün değildir!  Bunun sebebi ise içinde bulunduğumuz psiko sosyo kültürel ortam bir sarmal gibi hayatımızı sarmakta ve bunun dışına çıkmadığımız sürece objektif olarak bu sistemi algılamak oldukça zor çünkü içinde bulunduğumuz iyi veya kötü durumları sübjektif olarak değerlendirebiliyoruz. Ancak üçüncü bir göz olursa yanımızda veya biz üçüncü bir göz olma cesaretini göstererek sistemin dışına çıkarsak sistemi daha net anlayabiliyoruz. Bunu da yapabilmek için  ‘ değişime açık’  olmamız gerekiyor. Değişime açık olmak aslında çok da kolay değil. Kişilik kuramcısı ve psik...

Sağlıklı İlişkiler ve Evliliklerin 6 Adımda Olmazsa Olmazları

Image
Bu yazıyı yazarken bütün dünyada ayrılıkların ve boşanmaların arttığı bir devirde yaşadığımızın bilinciyle önemli bir noktaya değinmek istedim. Batı dünyasında evliliklerin yüzde ellisinin ayrılıkla sonuçlanması bilimsel bir gerçek maalesef. Peki sosyal psikoloji teorilerini kullanarak bu durumu değiştirmek mümkün müdür? Bir ödevimizde bu sorunun karşılığını ve ”iyi bir evliliğin” nelerden oluştuğunu araştırmaya başladığımda oldukça genç ve deneyimsizdim (hala da öyle).  Peki bu araştırmadan neler öğrenebiliriz? ”İyi bir evlilik” oldukça subjektif olsa da sağlıklı bir evlilik olarak değiştirebilir bu tanım. Tolstoy’un da dediği gibi mutlu aileler birbirine benzer ama her mutsuz ailenin kendine özgü bir mutsuzluğu vardır. Her ne kadar devir değişse de mutlu bir evliliği veya ilişkiyi anlamak mutsuz bir ilişkiyi anlamaktan nispeten daha kolaydır. Görünce anlarsınız o uyumu ve bakışı sanki iki insan birbirleri için biçilmiş birer kaftandır. Oysa mutsuz ilişkilerin birbirinden farklı...

Anlaşılmayan 'Aziz'ler: Savunucular diğer adıyla Sosyal İçe Kapanıklar

Image
Ataerkil toplumumuzda her ne kadar ‘feminizm’, ‘kadın hakkı savunma’ gibi konular gündeme gelse de bunlar hep şu anki düzenin bir parçası. Peki bunun sebebini hiç düşündünüz mü? Savunucu kişiler ilk zamanlarda çok büyük işlere adım atsalar da onların yerlerini hep ‘Önder’ kişiler aldı tarih boyunca…Osman Bey Osmanlı İmparatorluğu’nu kurduğundaki haliyle Kanuni Sultan Süleyman (ki aynı soydan gelse de)’daki önderlik imajı gözümüze hiç çarpmadı mı? Arada hiçbir fark göze çarpmıyor mu?  Kanuni’nin kafasındaki sadece zenginlik belirtisi mi sanıyorsunuz? Sonuçta ikisi de Osmanlı Padişahı diyecektiniz öyle değil işte! Kurucusu belki ‘Savunmacı’ ya da Diplomat grubundaki her hangi bir grup iken diğeri ‘Önder’ yani o pozisyonu kullanmayı çok iyi bilen biri. Bu aslında oldukça anlaşılır gibi gözükse de toplum tarafından anlaşılmıyor. Bunun sebebini ben de hiç merak etmemiştim çünkü tarih kitaplarında kişilikten ziyade ‘toplum için yaptıkları’ göze çarpıtılarak anlatılır. Tari...

İkigai Felsefesine Giriş

Image
Bugün sizlerle İkigai felsefesini konuşmak istiyorum. Garcia & Hernandez (2017)’nin yeni çıkan kitabında da bahsettiği üzere İkigai felsefesi 4 temel uğraştan yola çıkarak ortaya atılmış antik bir felsefedir. Bu 4 uğraş MİSYON, MESLEK, TUTKU ve UĞRAŞ’tır. Okinowa’da yanı dünyanın en uzun yaşayan insanların olduğu Japon kentinde doğanlar herkesin bir İkigai’si olduğunu söylerler. Aşağıdaki diyagramda İkigai felsefesi özetlenmiştir. İkigai felsefesi özünde emeklilik karşıtı bir anlam taşır. Bu durum Japoncada ‘‘işi temelli bırakmak’’ anlamına gelen emeklilik sözcüğünün olmamasından anlaşılabilir. Japon kültüründe hayata dair bir amacın olması o kadar önemlidir ki Türk kültüründeki emeklilik kavramı orada geçerli bile değildir. Okinowa yani namı değer Mavi Kuşak bölgesindeki asırlık kişilerle ilgili çalışmalar ilginç gerçekleri gün yüzüne çıkartmıştır. Okinawa, Sardinya, Loma Linda, Nicoya Peninsula ve İkaria’da yaşayan halk dünyanın herhangi bir yerine kıyasla daha uzun ömürlüdür....

Avustralya'da Genç Ergen Mültecilerin Ruh Sağlığı Üzerine bir Çalışma

Image
Master ödevi olarak yaptığım bu çalışma pek ses getirmese de önemli bir noktaya parmak basmak için yapılmıştır. Bu çalışmanın sorusu şudur: Psikolojik araştırmalar akıl sağlığı ve ruh sağlığı eşitsizliklerine ne kadar değinmektedir? Bu sorudan yola çıkarak Avustralya’da yaşayan mültecilerin ruh sağlığı araştırılmıştır. Bilindiği üzere mülteciler zor koşullarda yaşamaktadırlar. Mülteci krizi günümüzdeki en önemli global krizdir. Afrika ya da Orta doğu olsun fark etmez Avrupa, Asya, Amerika ve Avustralya’ya kadar uzanan global bir göç söz konusudur. Birleşmiş Milletlerin Global Eğilim Raporunda da söz ettiği üzere 2015’in sonuna kadar 65.3 milyon insan evlerini bırakıp gitmek zorunda kalmıştır ki bu da 4.8 milyon bir artışı göstermektedir. Bu da toplumu, ekonomiyi, iyi oluşu ve her şeyi etkileyen bir durumdur. Bu durum mültecilerin fiziksel ve ruhsal sağlığında eşitsizlik söz konusu olduğunu göstermektedir. Mülteciler evlerini bırakmanın travmasını yaşamaktadırlar. Ayrıca bıraktıkları...

Kitap Önerisi: Kendini Arayan İnsan

Sırada en sevdiğim kitap hakkında bir değerlendirme yazısı yazmak var. Üstad Rollo May olmak üzere bütün hümanist psikologlara selamlar! Bugün sizlere Rollo May’in ünlü kitabı ‘‘Kendini Arayan İnsan’’ hakkında kısa bir değerlendirme yazısı yazacağım. İlk olarak kitabın içeriğinden bahsedeceğim, daha sonra eleştirilebilecek konulardan en son da kısaca özet ve bazı özdeyişlerle bitireceğim. Umarım keyifle okursunuz. Modern İnsanın Yalnızlığı ve Endişesi İlk olarak bir soruyla başlamak istiyorum. Günümüz insanının en büyük içsel sorunları nelerdir? İçinde bulunduğumuz çağda insanlar psikolojik bozuklukları, mutsuzluk, evlilik ya da meslek seçimi konusundaki kararsızlıklar, hayata dair genel umutsuzluk ve anlamsızlık hissi gibi çeşitli belirtilerle tanımlanabilir. Peki bu belirtilerin altında yatan şey nedir? Klinik çalışmaların yanı sıra psikoloji ve psikiyatri alanındaki deneyimlere dayanarak yirminci yüzyılın en büyük sorunu ‘boşluk duygusu’ olduğunu belirtmek şaşırtıcı gelebi...

Kitap Önerisi: Vahşi Kadının Yolculuğu

”Bir kadının yaşamında güç, ruh ve keyif yoksa kendi vahşiliğiyle bağlantısı kopmuş demektir.” (Tami Lynn Kent, Wild Feminine) Vahşi kelimesi karanlıkta olan, yabani ve hayvani olan, gölgede kalan, bilinç dışında yaşayan saf benliğe denir. Vahşi öz’e yolculuk, kendimle, yaşamla ve köklerimle yeniden bağlantıya geçmeyi, duygularımı bastırmadan hakikilik ve şeffaflıkla ifade etmeyi, hikayelerimi ve geçmişten beri taşıdığım yaraları aydınlığa çıkarmayı, hikaye ve yaralarımın şimdiye etkisini fark etmeyi öğretir. Ayrıca başkalarının hikayelerini ve yaralarını, duygularını ve ihtiyaçlarını duymayı da öğretir. Clarissa Pinkola Estes  Kurtlarla Koşan Kadınlar  adlı kitabında şöyle der: ”Vahşi gücünü kaybetmiş kadın yorgundur, suskundur, hassastır, kafası karışıktır ve cansızdır; utangaçtır, sıkışmış hisseder, hayatı içersinde kapana kısılmıştır, dizginlenmiş ve baskılanmış hisseder, kendi hayatında kendi hevesi yoktur, korkmuştur, zayıf hissederi mutsuzdur. Çoğunlukla öfkeli ve kı...

Kitap Önerisi: Bir Cadı Masalı

Bu yazıda severek okuduğum Bir Cadı Masalı kitabı hakkında değerlendirme yazısı yazacağım. Yazıya başlarken bir kitaptan alıntıyla başlamak istiyorum. En derin korkumuz yetersizliğimiz değil, En derin korkumuz sonsuz gücümüzdür. Bizi asıl ürküten karanlığımız değil, Kendi ışığımızdır.  Marianne Williamson, Aşka Dönüş Duygular ruhumuzun habercisidir. Ruhumuzun nasıl olduğunu bildiren habercilerdir. İlk olarak, duygu ve düşünceyi ayırt etmek gereklidir. Çünkü duygu düşünce değildir. Duygular kişisel ve görecelidir, o durumu, olayı yaşayan kişiye mahsustur. Zevkler ve renkler tartışılmadığı gibi duygular da tartışılamaz. Pek çoğumuz, acı veren duyguların oluşturduğu davranışlardan korkarak, duygularımızı bastırmaya ya da yok saymaya çalışırız. Bunu başarmak için çok fazla enerji harcar, dolayısıyla benliğimizin önemli bir bölümünü yok saymış, bastırmış oluruz.  Duygu kesinlikle davranış değildir, ancak davranışları yönlendirir ve şekillendirir.  Kızgınlık da bir...

Duyguların Dialektiği

Herkesin bildiği gibi hayat bir harikalar diyarı değildir, daha ziyade inişler ve çıkışlarla dolu bir maceradır. Bu yüzdendir ki mutluluk değerlidir çünkü mutsuzluğun da bir değeri vardır. Eğer mutsuzluk olmasaydı mutluluğun bir anlamı olur muydu? Ya da mutluluk olmasaydı mutsuzluğun bir anlamı kalır mıydı? Bu yüzden Hegel (1812) çok bilinen dialektik teorisini ortaya atmıştır. Dialektiğe göre hayatta tez ve antitez vardır. Tez mutluluksa antitez de mutsuzluktur. Bunların birleşimi de sentezdir. Scott Peck (1983)’in Az Gidilen Yol adlı kitabında da dediği gibi hayatta problemlerle karşılaşarak ve onları çözmeye çalışarak anlam buluruz. Böylelikle, bir insan hayatı kendine zindan edebilir problemleri çözmek istemeyerek ve yaşamının sorumluluğunu almayarak ancak bu sorumluluk alınırsa ve problemin getirdiği huzursuz duygularla baş edilebilirse hayat bir anlam bulabilir ve bu da insanın hayatını dönüştürebilir. Sonuç olarak, problemin ne kadar büyük olduğu önemli değildir, onunla yüzleşe...

Kitap Önerisi: İmkansız İlişkilerden Mümkün İlişkilere

Bir ilişkide ‘‘sevilmek’’ için çok fazla mücadele etmeniz gerekiyorsa ve siz buna rağmen doğru yerde olduğunuza hala inanıyorsanız problem vardır. Ebeveynleriniz tarafından size sevilmenin ne demek olduğunu ile ilgili yanlış sinyaller yüklenmiş olabilir. Sevmek, sevilmek ve bir ilişkiyi yürütebilmenin gerektirdiği sağlıklı düzeyde bir mücadeleden bahsetmiyorum elbette. ‘‘Sevilme mücadelesi’’ kendi içinde bir yandan huzursuzluk, hayal kırıklığı, öfke, tükenmişlik, değersizlik ve yetersizlik duygusu barındırıyorsa, ‘‘ Ben ne istiyorum?’’ ya da ‘‘ Bu ilişkide benim için bir şeyler var mı?’’ diye sormaksızın tüm kaynaklarınızı onu mutlu edebilmek için kullanıyorsanız, sevilme ile ilgili zaten baştan kaybettiğiniz bir savaşın içindesinizdir. Ama umutsuzca buna devam edersiniz. Günün birinde her şeyin yoluna girmesini, o adamın ya da kadının yorgun ruhunuzu ödüllendirmesini beklersiniz. İşte böyle başlıyor kitabına Psikiyatrist Dr. Bahar Tezcan. Bize ilişkilerin dinamiğinden, ayrılıktan, hü...