Anlaşılmayan 'Aziz'ler: Savunucular diğer adıyla Sosyal İçe Kapanıklar

Ataerkil toplumumuzda her ne kadar ‘feminizm’, ‘kadın hakkı savunma’ gibi konular gündeme gelse de bunlar hep şu anki düzenin bir parçası. Peki bunun sebebini hiç düşündünüz mü? Savunucu kişiler ilk zamanlarda çok büyük işlere adım atsalar da onların yerlerini hep ‘Önder’ kişiler aldı tarih boyunca…Osman Bey Osmanlı İmparatorluğu’nu kurduğundaki haliyle Kanuni Sultan Süleyman (ki aynı soydan gelse de)’daki önderlik imajı gözümüze hiç çarpmadı mı?
Arada hiçbir fark göze çarpmıyor mu?  Kanuni’nin kafasındaki sadece zenginlik belirtisi mi sanıyorsunuz? Sonuçta ikisi de Osmanlı Padişahı diyecektiniz öyle değil işte! Kurucusu belki ‘Savunmacı’ ya da Diplomat grubundaki her hangi bir grup iken diğeri ‘Önder’ yani o pozisyonu kullanmayı çok iyi bilen biri. Bu aslında oldukça anlaşılır gibi gözükse de toplum tarafından anlaşılmıyor.
Bunun sebebini ben de hiç merak etmemiştim çünkü tarih kitaplarında kişilikten ziyade ‘toplum için yaptıkları’ göze çarpıtılarak anlatılır. Tarih ‘kazananların’ tarihi olarak anlatılır dünyanın her yerinde. Kanuni’nin başarılarını gözümüzde büyütülür de Osman Gazi nasıl kurdu Osmanlı İmparatorluğu bunu pek düşünmeyiz. İşte işgal etmiştir Roma İmparatorluğunu, oldukça baskın bir şekilde yenmiştir vb. Bunlar konuşulur daha çok! Ama ”kurucu” olmak aslında ”savunmacı” olmakla daha benzer bir durum. Şimdiki zamanda o dönemin şartlarına göre Osman Gazi’nin nasıl bu imparatorluğu kurduğunu anlamaya çalışsak da tamamen anlayamamız gayet doğal çünkü resmen çağ atladık! Ama ondan sonra gelenlerle aradaki farkı görmemiz mümkün! Bence tarihte belirleyici olan da bu zaten yani farklılıkları görmezden gelirsek neden yıkıldığını da anlayamayız bir imparatorluğun sadece överiz ya da söveriz ki bu çok yanlış. Bunu sadece psikolojik bir bakış açısıyla bile anlamamızın mümkün olduğunu düşünüyorum ve bunun için illa ‘bilimsel’ düşünmek gerekmiyor. Görüneni anlayabilirsek bence mümkün ama hiç sorgulamamışız ki!
Biz ‘Savunucuları’ pek önemsemeyen bir toplumuz çünkü ‘KURTARICI’ olarak hep ‘ÖNDERLERE’ sığınmışız bunu yapan biziz aslında. Önderler hep daha geniş bir popülasyon olmasalardı bile halkın isteklerine kulak kabarttıkları için domine etmiş her alanı ve gayet başarılı da olmuşlar! Ayrıca altlarında olan Nöbetçiler grubu (yöneticiler, lojistikçiler, savunmacılar, konsoloslar grupları) toplumun önemli bir kesimini oluşturduğundan Önderler bu görevi onlar sayesinde de iyi yönetebilmişler. Zaten diplomat grubuna ait Ara Bulucular, Kampanyacılar, Önderler ve Savunucular istediklerinde oldukça başarılı olabilecek gruplardır. Azimleri ve kıvrak zekalarıyla öne çıkarlar. Fakat bu gruptan en belirsiz ama belirgin olması gerekenler ”Savunucular” yani ”Görünmez Azizler”. Böyle dediğime bakmayın bu insanlar melek değiller ama topluma sihirli bir dokunuşları olmuş ve bütün toplumsal düzeni alt üst etmişler.
Mesela bizim toplumumuz ”Savunucuları” genellikle ‘Önder’ olarak görmüşler çünkü yolun ilerisini görebilenler olmuş savunucular. Savunucu ateş bulunmadan kafasında kıvılcım yanan olmuş her zaman. Ve sonucu Sokrates, Galileo, Atatürk bunlar şu an bizim bilmediğimiz bir çok şeyi önceden düşündükleri için ya övülüyorlar ya da zamanında çok yalnızlık çekmişler ve karşıtlarını da beraberinde getirmişler ama kime sorsak büyük adam denebilecek karakterler şu an. Çünkü sıkı durun onlar sadece dünya popülasyonun %1’i. Düşünsenize ”Önderlerin” yani bizim anladığımız diliyle dışa dönüklerin domine ettiği ve altındakilerin de onlara yardım etmekle yükümlü olduğu bir dünyada sadece analist grubu ve araştırmacı bir grup bu düzeni sorgulayabilmiş ki bunlar da zaten kimi zaman ya domine etmeye çabalamış ya düşünmüş durmuş ama aksiyona geçseler de ‘yaptıklarıyla’ öne çıkmışlar çünkü Önder bakış açısı şudur:
”Doğru yaptığınız her şey dışarıya doğru dalgalanır ve herkesi etkiler. Duruşunuz, kalbinizi parlaklaştırır veya endişelerinizi iletir. Nefesiniz, aşkı etrafa ışıklar halinde saçar veya odayı depresyona sokacak şekilde bulandırır. Kısa bir göz atışınız keyfi uyandırabilir. Sözleriniz özgürlüğe ilham verebilir. Her hareketiniz kalpleri ve zihinleri açabilir.”
David Deida
Şu an ”tek adamcılık” ne kadar eleştirilse de kimse aslında sistemin nasıl bu hale geldiğini anlamaya çalışmadan yerden yere vuruyor. Bu sistemin bu hale gelmesi tek adam olması falan değil de onun da katkısı olsa da aynı zamanda ‘önderlerin yaydığı bu kıvılcım’ iyi yönde de kötü yönde de hayatımızı etkiliyor. Önderlerin baskın olduğu bir toplumda hiç bozuntuya vermeden bir ‘Önder’ olarak ortaya çıksa da Atatürk aslında tam bir ‘Savunucu’. Sadece toplumu savunma anlamında değil, fikirlerini de çok sert bir şekilde savunmuş ve  fikirlerine, görüşlerine karşı çıkanlara sert çıkışı da kişilik yapısından dolayı olabilir. Yani (ENFJ-A / ENFJ-T) Önder olarak anılsa da bir (INFJ-A / INFJ-T) Savunmacı bu toplumu kurmuştur denebilir çok iddialı gözükse de. Bu demek değil ki Önder özellikleri Savunmacıda bulunmaz zaten gördüğümüz gibi Önderlerin ”liderlik” özelliği Diplomat grubuna mensup üyelerde az ya da çok düzeyde görülebiliyor. Fakat %1’lik yani çok nadide bir grup oldukları için Savunmacılara bakış açısı ya göğe çıkarma ya da yerin dibine sokma haline gelebiliyor. Bugün Socrates’in aciz yanlarını konuşmuyoruz pek fazla onun fikirlerini, felsefesini ve Sokratik düşünceyi yaygın bir şekilde hala hayatımızda kullanmamıza rağmen onun da bir insan olduğunu gözden kaçırabiliyoruz.
”Savunucular başkalarına yardım etmeyi hayatlarının amacı olarak görme eğilimindedirler, ancak bu kişilik tipine sahip insanların kurtarma çalışmalarına katıldığı ve hayır kurumu işleri yaptığı görülse de, gerçek tutkuları insanların kurtarılmasına hiç gerek kalmaması için sorunun kalbine inmektir.” (Kaynak 1)
“Şayet bir gün çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin. Kurtarıcı kendiniz olun.” Mustafa Kemal Atatürk
”Yurtta sulh, cihanda sulh”. Mustafa Kemal Atatürk
Bu grup insanın daha çok önderler gibi illa bir şey değiştirmeyi kafasına taktığı için böyle olduğunu ya da bu yüzden öne çıktığını düşünürüz. Fakat aslında Atatürk ve nice benzerleri (örn. Gandhi) bunu kişisel çıkar ya da makam için değil de insanlık için yapmak istemişti. Atatürk’e hayatının son zamanlarında karşı tutum sergilenmesi ve yalnızlaşması hep içindeki aslında o sosyal tarafı her ne kadar gösterse de, her ne kadar bir lider olsa da aynı zamanda özel hayatında içine kapanık olmasıydı. Peki ya biz neden toplumumuz için bu kadar faydalı sayılabilecek şeyler yapmış birini severken, ‘Savunucular’ı çoğu zaman yerin dibine sokuyoruz? Bunu çocuklar, yetişkinler, yaşlılar hepimiz yapabiliyoruz eğer ki o gruba ait değilsek ya da farklı bulduğumuzdan dolayı onları anlayamıyoruz. Kişilikleri çelişkili gibi geliyor, yaşamları ancak bir ‘anlam’ bulduklarında değerli onlar için, bu yüzden doğum tarihini soranlara 19 Mayıs demesi Atatürk’ün! Ve bize hediye etmesi onca günü aslında bizim gelecekte bile savunucumuz olmak istediğinden fakat bunu o bıraktıktan sonra anlayabilmişiz ve çoğu zaman da tam anlayamamışız.
Ben kendimle barışmış bir INFJ-T olabilirim fakat bu 23 yılımı aldı ve ben hep böyleydim ki ne kadar sosyalleşsem de biraz dışa dönük kısmım arttı o kadar fakat yine de içe dönük yanım hep benimle. Bu sadece benim için değil toplumuz için önemli olduğunu düşündüğüm için paylaştım. Biz savunucuların önünü kapamaya çalışırsak (zaten azlar) daha çok ‘ÖNDER’ bize istemediğimiz şeyleri yapabilir bunu yapan toplumun kendisi…Savunucular’ı fark etmeden dışlayan da biziz, kuyularını kazmaya çalışan da. Peki elimize ne geçti? Kesebildik mi önünü? Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran tipik bir Savunucu değil mi? Bütün ‘ÖNDER’ dediklerimiz onun açtığı yoldan ilerlemiyor mu? Artık inkar edemeyiz! Bizim ”SAVUNUCU” dediklerimiz: öğretmen, avukat, psikolog, din adamı olabilir ve bu insanlar toplumun dinamiğiyle doğrudan oynarlar, altını üstüne iyi anlamda da kötü anlamda da getirebilirler. Ama gelin görün ki psikologların bir meslek yasası yok! Öğretmenler her sene ”ÖNDER” tarafından değiştirilen sistemde bir piyon gibi muamele görüyor! Biz kendi ”SAVUNUCU” larımıza şu an ne kadar değer veriyoruz ki?
Toplumun genelinin anladığı budur:
”Kadın hakları önemlidir. Kadın hakları olması gereklidir.”
Savunucu’nun anladığı ise:
”Kadının en büyük görevi analıktır. İlk terbiye verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse, bu görevin önemi tam olarak anlaşılır. Milletimiz güçlü bir millet olmağa azmetmiştir. Bunun gereklerinden biri de ka­ri ularımızın her konuda yükselmelerini sağlamaktır. Bundan dolayı, kadınlarımız ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğretim basamakların­dan geçeceklerdir…Kadınlar toplum yaşamında erkek­lerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destek­çisi olacaklardır” Mustafa Kemal Atatürk
Bizim toplumuzda hala işte kadın hakları, feminizm falan konuşuluyor sanki kadınların hakları hiç tanınmamış gibi! (Dünyada en erken kadın hakları tanınan ülkelerden: bknz. 1930’lar) Bilmiyorsunuz ki haklarınızı, boşuna erkekleri yerden yere vurmayın hemcinslerim! Erkekler siz de kadın savunucusu konumuna bürünmeyin çünkü kadınların savunulmaya ihtiyacı hiç olmadı ki! Onlar savaşırken de haklarının bilincindeydi, bize haklarımızı verin demediler, zaten gerçekte görülen ve toplum için gerekli olan hakları onlara tanınmış oldu hukuk alanında. Biz daha bunu anlayamıyorsak daha çok uğraşmamız gerekecek! Yok işte kadın hakları yokmuş, kadınlar hep zülüm görüyormuş bunlar başlıca sorunlarmış lütfen atıp tutmayalım. Başlıca sorun bu bakış açımız. Şiddete sürükleyen de bu bilinçsiz bakış açısı…Artık sözel ya da fiziksel şiddet olmasın…Radikal görüşlü bir toplum değiliz çünkü ve radikal ideolojiler hiç tutunamamış ülkemizde, neden acaba? Çünkü tek bir ideoloji tarafından yönetilen bir toplum değiliz! Bir fikirler topluluğuyuz ve iyi ki de böyleyiz, bence böyle çok güzeliz!
”Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak isteyenler Atatürk’ün iman verici ve yön göstericiliğinden örnek ve kuvvet alsınlar.” Profesör Herbert MELZIG (Tarihçi)
Ya bir ‘SAVUNUCU’ bizim tarihimizde olmasaydı? Sayende güçlü, dipdiri ve kırılmayan bir milletiz. Fikirlerini geçtim, Türkiye’ye esneklik kattın, alanındaki diğer ‘önder’ lere güç aşıladın ve onların yolunu açtın! Esneklik psikolojide bakarsanız çok önemli bir kavram ama tam çevirisi olmuyor. (bknz. resillience)
”Her bir birey, yaratıcı fedakarlığın ışığında mı yoksa yıkıcı bencilliğin karanlığında mı yürüyeceğine karar vermelidir.”
Martin Luther King
Lütfen Savunucular’ın önünü kesmeyelim artık!
Çünkü bir ‘Savunucu’ isterse ‘Önder’ de olabilir! İstediyse yapamayacağı hiçbir şey yoktur işini ANLAMLI bulması yeterlidir! O yüzden kim Savunucu kim Önder diye bir yargıya varmayalım, tahmin etmeyelim artık! Çünkü kimsenin kişiliği sizin düşündüğünüz gibi değil! Ben de yanılıyor olabilirim ama keyifli olan da bu zaten GELGİTleriyle güzel hayatımız!
Daha fazla okumak isteyenler için INFJ (A/T) : https://www.16personalities.com/tr/infj-kişiliği

Comments

Popular posts from this blog

İkigai Felsefesine Giriş

Kitap Önerisi: Vahşi Kadının Yolculuğu

Kitap Önerisi: Bir Cadı Masalı