Duyguların Dialektiği
Herkesin bildiği gibi hayat bir harikalar diyarı değildir, daha ziyade inişler ve çıkışlarla dolu bir maceradır. Bu yüzdendir ki mutluluk değerlidir çünkü mutsuzluğun da bir değeri vardır. Eğer mutsuzluk olmasaydı mutluluğun bir anlamı olur muydu? Ya da mutluluk olmasaydı mutsuzluğun bir anlamı kalır mıydı? Bu yüzden Hegel (1812) çok bilinen dialektik teorisini ortaya atmıştır. Dialektiğe göre hayatta tez ve antitez vardır. Tez mutluluksa antitez de mutsuzluktur. Bunların birleşimi de sentezdir. Scott Peck (1983)’in Az Gidilen Yol adlı kitabında da dediği gibi hayatta problemlerle karşılaşarak ve onları çözmeye çalışarak anlam buluruz. Böylelikle, bir insan hayatı kendine zindan edebilir problemleri çözmek istemeyerek ve yaşamının sorumluluğunu almayarak ancak bu sorumluluk alınırsa ve problemin getirdiği huzursuz duygularla baş edilebilirse hayat bir anlam bulabilir ve bu da insanın hayatını dönüştürebilir. Sonuç olarak, problemin ne kadar büyük olduğu önemli değildir, onunla yüzleşecek cesarete sahip olmak önemlidir. Fakat neden kimileri negatif duyguları korkup kaçınılacak şeyler olarak algılarlar? Mesela stresli olmak belli ölçüde önemlidir fakat stres o kadar negatif bir şekilde anlaşılır ki bu da insanın duyguları algılamasını ve hissedişini etkiler. Bu yüzden duygular hayattaki en önemli konulardan biridir çünkü gözle görülmeyen bir içsel bilinçaltı vardır ve insan bilincinin bu kompleks yapısı araştırılmalıdır.
Dialektik görüşe göre psikolojik iyi oluş pozitif ve negatif duyguların birbirine girdiği ve sentez oluşturduğu bir süreç olarak görülebilir. Lomas ve Ivtzan (2015)’e göre duyguları tanımlamada çeşitli kavramsal prensipler vardır. İlk olarak, değerlendirme prensipine göre bir duyguyu negatif ya da pozitif olarak kategorize etmek mümkün değildir. Çünkü duygular birbirlerine bağlıdır ve pozitif duygunun yüksek olması zararlı olabilir. (yüksek düzeyde optimizm ve riskli davranışlar) Buna karşılık olarak negatif duygunun yüksek olması faydalı olabilir. (pesimizm ve ön alıcı baş etme stratejileri ) Bu yüzden pozitif ve negatif duygular hakkında önceden bilinen varsayımları dışarda bırakmak ve daha geniş bir açıdan bakmak gereklidir. Bu bakış açısı pozitif ve negatif duyguların iç içe geçtiği ve sentez oluşturduğunu öne sürmektedir. Ayrıca bir diğer prensip ise değerdeşlik prensibidir. Bu prensip salt duyguları kategorize etmenin zorluğunu değil bunun yanı sıra duygusal durumların hem pozitif hem de negatif yönleri olduğunu öne sürer yani Lazarus’un dediği gibi ışıkla karanlığın iç içe geçmesi gibidir. Mesela en temel içgüdüsel duygu sevgidir. Her ne kadar pozitif bir duygu gibi görünse de sevgi acizliği, kıskançlığı, anksiyeteyi, kaybetme korkusunu ve öfkeyi içinde barındırır. Aşkla ilgili metaforlar bile negatiftir. (aşka düşmek, düşkünlük, delilik ve kalp kırıklığı) (Mandy Len Catron, 2015 TEDx SFU) Spitzberg ve Cupach (1998)’in kitabında da dediği gibi sevgiyle nefreti ayırt etmek çok zordur çünkü aralarında değerdeşlik yani birbiri yerine geçme durumu söz konusudur.
Son ve en önemli prensip tamamlayıcılıktır. Bu prensip pozitif psikolojiye karşıt bir duruş sergiler. Pozitif psikolojiye göre pozitif duygular önemlidir ve negatif duygular önemsenmemektedir. Açıklamak gerekirse pozitif psikoloji klinik psikolojinin patolojik ve disfonksiyonel yönünü tartışmak için yola çıkmıştır. Pozitif psikolojiye göre bireyin kuvvetli yanları ve erdemleri, mutluluğu ve pozitif duyguları odak noktasıdır. Her ne kadar insan doğasının parlak yönlerine bakmak önemli olsa da bu sırada klinikçiler sürekli disfonksiyonel tarafa yönelmişken, negatif duyguları istenmeyen olarak algılamak da sorunlu bir bakış açısıdır. Bunun yerine bu prensipe göre hem pozitif hem de negatif duygular eşdeğer olarak önemlidir. Yani negatif duyguların yokluğu yani sıkıntının olmamaması bir insanın işlevini iyi yerine getirdiği anlamına gelmez, ve varlığı da hasta olduğu anlamına gelmez. Bir süre sonra psikologlar birinci dalga pozitif psikolojinin negatif duyguları yadsımasının problematik olduğunu fark ettiler ve Wong (2012)‘nin ve diğer akademisyenlerin çabaları sonucunda ‘‘ikinci dalga pozitif psikoloji’’ oluştu. Wong (2012) ikili-sistem modelini öne sürdü. Bu model birinci dalga pozitif psikolojiyle varoluşçu psikolojinin karışımı olarak insan varoluşunun hem parlak hem de karanlık yanlarını kapsamaktadır. Wong (2011, 2012) gelişimin hayatın negatif taraflarından kaçınmak değil, insan doğasının karmaşık ve değişken yapısına minnet duymakla başlayacağını öne sürmüştür.
Pozitif duyguların psikolojik iyi oluşla bağlantısıyla ilgili çok fazla araştırma vardır. Örnek olarak, Fredrickson’un (1998, 2001) genişletme hipotezi öne sürmektedir ki pozitif duygular bireyin düşünce-aksiyon repertuarını dikkat, kognitif ve aksiyon gibi seçenekler sunarak genişletmektedir. Negatif duygularda ise daha daralmış bir bakış açısı mevcuttur ve savaş ya da kaç tepkileri oluşmaktadır. Yani daraltılmış hipotez negatif duyguların bilişsel açıdan limitli olduğunu savunmaktadır. Genel olarak, genişletilmiş ve yapılandırılmış teori pozitif duyguların daha dayanıklı olduğunu savunmaktadır. Buna rağmen, araştırmalar kültürel farklılıkların duyguları araştırırken önemsenmemesinin bir eksiklik olduğunu göstermektedir. Leu, Wang ve Koo (2011) pozitif duygularla ilgili çalışmasında kültürel farklılıkların da gözetilmesi gerektiğini çünkü farklı kültürlerin pozitif duygulara farklı önem arz etmekte olduğu sonucuna varmıştır. Mesela, Tsai, Chen ve Uchida (2007)’in araştırmasında Asyalı Amerikan öğrencilerin daha düşük uyarılma hissi veren pozitif duygulara (örneğin sakinlik) daha çok önem verdiğini ve bunun yanı sıra Avrupalı Amerikan öğrencilerin yüksek uyarılma hissi veren duygulara (örneğin heyecan) daha çok önem verdiğini bulmuştur.
Fredrickson ve Losada (2005)‘nın Pozitiflik Katsayısısına göre en az üç pozitif duygunun ve bir negatif duygunun gelişmek için gerekli olduğu açıklanmıştır. (3:1) Bir konferansta Fredrikson der ki 3’e 0 değildir çünkü pozitif duygular yaşamak önemliyken negatif duyguları açıklamak da gelişimin bir parçasıdır. Bunun yanı sıra, pozitif ve negatif duyguları etiketleme sorunsalı da önemlidir. McNulty ve Fincham (2012) araştırmasında öne sürmüştür ki psikolojik özellikleri ve süreci pozitif ve negatif olarak adlandırmak kaçınılması gereken bir bakış açısıdır. Ayrıca bazı duygular vardır ki karmaşıklardır yani hem pozitifi hem de negatif elementleri içlerinde barındırırlar. Buna bir örnek olarak nostalji yani eve duyulan derin hasretin sadece hüzünlü bir duygu değil de ikili bir duygu olduğu bilinmektedir. Kültürel sözlük bilgisi araştırmasında Lomas (2016) 216 adet psikolojik iyi oluşla ilgili çevirisi olmayan sözcük bulmuştur. Lomas (2016) Çin sembolü Yin Yang’ın örneğini vererek yin’in kara bulutlu, yang’ın ise güneşi sembolize ettiğini ve ikisinin birleşerek holistik bir ikilem barındırdığını söylemiştir.
Comments
Post a Comment